16 Aralık 2019 Pazartesi
21 Ekim 2019 Pazartesi
ENGELLERİM YOK
OLDU!
Annemin kokusu
evden çıkınca,
Yaralarım azdı
derdim çok oldu.
Kader tekrar
gözlerime bakınca,
Güneş doğdu
sızılarım terk oldu.
Ayşe’m geldi
engellerim yok oldu.
Baba ve kardeşin
viraneleri,
Sahipsiz bırakan
bahaneleri,
Ve acılarımın zar
haneleri,
Yüreğim delindi
zehir ok oldu,
Ayşe’m geldi
engellerim yok oldu.
Vefakar dadaşlar
Tuzcular Köyü,
Yeniden kazandım
huzur uykuyu,
Yüreği kocaman
melekten huyu,
Ayşe’m geldi
engellerim yok oldu.
18 Ekim 2019 Cuma
10 Mayıs 2019 Cuma
YİTİK HAYATLAR
Kayıp şehrin kayıp insanları!..
Bu gün 10 Mayıs Engelliler haftası. Gene birileri güya
merhamet gösterisine girecek sosyal hakları engellilere bir lütufmuş gibi lanse
edecek!.. Gene ağzımızla kuş tutsak kimseye yaranamayacak gene kaderimizle
başbaşa kendi başımızın çaresine bakacağız...
Hamd olsun bizler her
çaresizliğin altında bir hikmet her gecenin sabaha gebe olduğunu bilip İlahi
takdire boyun eğmiş Tevekkül etmişiz.."Tevekkeltü al’Allah "Allah'a
dayanıp güvendim.."Hasbiyallah" Allah bana yeter..deyip teslim
olmuşuz...
Duygu Asenanın Kadının adı yok adında bir kitabı
vardı. Hayat görüşü ve kafa yapısı olarak farklı dünyaların insanları olmamıza
rağmen hakikaten asena hanıma bu anlamda hak vermemek mümkün değil. Erkek
egemen bir toplum olarak kadın bizim toplumda hep ikinci sınıf vatandaş
muamelesi görmüş ezilmiş itilmiş incitilmiştir. Kadın hakları savunuculuğu
konusunda mangalda kül bırakmayız ama iş icraate geldimi höt der oturtur höt
der kaldırırız.
Aslında ben kadın hakları konusunda ahkam kesecek bu
konu hakkında fikir yürütecek değilim haddimde değil böyle önemli bir konuda
fikir yürütmek. Ben haddimi bilirim. Ben deniz beni ilgilendiren bir konuda
engellilerin engellenen dünyalarından bahsedeceğim. Netice itibariyle sayın
asena heralde bu memlekette engellilerin hayatından kesitler görmüş olsaydı
kadının adı yok evet doğruda, engellinin adını bırakın, memlekette yaşama
hakları bile yok.
Bazen engelliler konsunda görüşlerimi ifade ettiğimde
kompleks yaptığımı falan düşünürler. Kesinlikle hiç bir zaman hayatımın hiç bir
döneminde içinde bulunduğum durumdan dolayı bir komplekse kapılmadım şükür
kapılmamda. Kaldıki çok şükür kadere inanan insanlarız ve bizim başımızdaki hal
herkesin başına gelebilir. Meşhur sözdür her sağlam birer engelli adayı diye.
Allah korusun rabbim kimseyi engelli çaresiz naçar bırakmasın kimseyide kimseye
muhtaç etmesin edersede merdine etsin.
Engellilerin herzaman özel bir misyonla yaratıldıklarını
düşünmüşümdüm. Adili mutlak olan kurban olduğum rabbimin engellilere elbette
bir garezi yok. Hikmeti sonsuz rabbimin elbette bir hikmete mebni yarattığı bu
insanların dolayısıyla bizlerin özel bir misyonu olması kaçınılmazdır.
Ufak tefek dünyevi sıkıntıları dert edinen insanların
acaba gözleri görmeyen bir engelliyi gördüklerinde ve onların dünyasına biraz
empati yaparak girdiklerinde o kendilerine sıkıntı yaptıkları problem acaba
gözleri görmeyen insanların sıkıntıları ile karşılaştırıldığında ne derece
büyük yada bu insanların yaşamları ile kendilerini kıyasladıklarında hayatı
zehir ettikleri problemlerin ne derece kıymetsiz ve önemsiz olduğunu kavraya
biliyorlarmı acaba?Yada felçli ayaklarını kullanamayan aciz bir insanın
yaşadığı sıkıntıyı tahayyül edip acaba içinde bulunduğumuz duruma şükrede
biliyormuyuz. Bu anlamda derinlemesine düşündüğümüzde engelli insanların özel
insanlar olduğunu idrak edebiliyorsunuzdur umarım.
Hal böyle iken hayatın içinde engellilere yaklaşımınız
nasıl acaba? Toplumun engelliye top yekün bakışı nasıl yada? Engelli insanların
bedavadan yaşayan tüketici bireyler olarakmı görülüyor yoksa biraz önce izah
etmeye çalıştığım şekliyle bir ibreti alem olarakmı görülmekte?
Ben denizin bu anlamdaki görüşü kesinlikle bu yönde.
Çünki gerek ailevi bazda gerekse toplumsal hayatın içinde bunu yaşayarak bizzat
gören bir insanım. Kimseden bir lutuf bir ihsan beklediğimiz yok sadece
herkesin faydalandığı yaşamsal haklardan herkes gibi bizde istifade edelim.
Gayemiz amacımız bu..
Birde gerek aile içi engelli istismarı gerek siyasi
anlamda engelliyi istismar edip topluma şirin gözükerek oy avcılığı yaparak bu
insanları istismar etmek bana göre çok büyük ayıp. Bunları gördükce insanlara
karşı güven zafiyeti oluşmakda, buda hakikaten çok acı. Biraz samimiyet biraz
içtenlik birazda sevgi bize lazım olan. Çok fazla bir beklentimiz yok
gördüğünüz gibi..
Netice itibariyle; ENGELLİLERE çalışabilecekleri işlerde İSTİHDAM sağlamadan Ortak kullanım alanlarında erişebilirlik ve Fiziki uygunluk sağlanmadan kimse engellilerle ilgileniliyor algısı yaratmasın! Unutmayın bu insanlar yılda bir defa hatırlanmakla ne karınları doyuyor nede sıkıntıları bitiyor. Amaç Sıkıntıyı Problemi yerinde ve kökten halletmek olmalı! NOKTA!..
17 Ocak 2019 Perşembe
Padişahın İşi Ne!
Nalıncı Baba’nın Hikayesi
“Padişahın İşi Ne”
Sultan Murat Han o gün bir hoştur. Telaşlı görünür. Sanki
bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü
deseniz hiç değil. Vezir-i a’zam Siyavuş paşa sorar:
– Hayrola sultanım canınızı sıkan bir şey mi var?
– Akşam garip bir rüya gördüm.
– Hayırdır inşallah.
– Hayır mı şer mi öğreneceğiz. Hazırlan dışarı çıkıyoruz.
Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki padişah hâlâ gördüğü
rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Hızlı ve kararlı adımlarla
Beyazıt’a çıkar, döner Vefa’ya, Zeyrekten aşağılara sallanır. Unkapanı
civarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatle bakınır. İşte tam o sırada
yerde yatan bir ceset gözlerine batar. Ahali ile aralarında şöyle konuşma
geçer:
– Kimdir bu?
– Aman hocam hiç bulaşma, ayyaşın biri işte!
– Nereden biliyorsunuz?
– Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz.
Bir başkası tafsilata girer. Aslında iyi sanatkârdır. Azaplar çarşısında
çalışır. Nalının hasını yapar. Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar. Hem
şişe şişe şarap taşır evine hem de nerede namlı, mimli kadın varsa takar
peşine.
Hele yaşlının biri çok öfkelidir; isterseniz komşulara sorun, der, sorun
bakalım onu cemaatte bir gören olmuş mu?
Hasılı mahalleli döner ardını gider. Bizim tebdil-i kıyafet mollalar
kalırlar ortada. Tam vezir de toparlanıyordur ki padişah sorar:
– Nereye?
– Bilmem bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.
– Millet bu, çeker gider. Kimseye bir şey diyemem. Ama biz gidemeyiz,
şöyle veya böyle tebaamızdır. Defini tamamlasak gerek.
– İyi ya, saraydan bir kaç hoca yollar kurtuluruz vebalden.
– Olmaz rüyadaki hikmeti çözemedik daha.
– Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?
– Mollalığa devam. Naşı kaldırmalıyız en azından.
– Yapmayın sultanım, bunun yıkanması var. Tekfini, telkini…
– Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasilhane bulmalıyız.
– Şurada bir mahalle mescidi var ama…
– Olmaz vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin?
– Ne bileyim, Ayasofya‘dan Süleymaniye’den, en azından Fatih camiinden.
– Ayasofya ile Süleymaniye’de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem. Ama
Fatih Camiini iyi dedin. Hadi yüklenelim.
Ve gelirler camiye. Vezir sağa sola koşturur kefen tabut bulur. Padişah
bakır kazanları vurur ocağa. Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki naaş ayan
beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur aydınlanır alnında. Yüzü şakilere benzemez.
Meçhul nalıncıyı kefenler, tabutlar musalla taşına koyarlar. Ama namaz
vaktine hayli vardır daha. Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır.
– Sultanım der, yanlış yapıyoruz galiba! Heyecana kapıldık sorup
soruşturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim bilir belki hanımı, yetimleri vardır.
– Doğru öyle ya, neyse, sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim.
Padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Sorar soruşturur,
nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın aralar. Hadiseyi metanetle
dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir. Hakkını helal et evladım der. Belli ki
çok yorulmuşsun. Sonra eşiğe çöküp ellerini şakaklarına dayar. Biliyor musun
oğlum diye dertli dertli söylenir! Bizim efendi bir âlemdi vesselam. Akşamlara
kadar nalın yapar. Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin, elindekini
avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya.
Sonra malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi. Ben sizin
zamanınızı satın aldım mı diye sorar, onlar da aldın derlerdi. Öyleyse şimdi
dinleseniz gerek dedikten sonra çeker gider, ben menkıbeler anlatırdım onlara.
Mızraklı ilmihal, Huccetül İslam okurdum ..
– Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki.
– Milletin ne sandığı umurunda değildi. Hoş, o hep uzak mescitlere
giderdi. Öyle bir imamın arkasında durmalı ki derdi, tekbir alırken Kâbe’yi
görmeli.
– Öyle imam kaç tane kaldı şimdi?
– İşte bu yüzden Nişancı’ya, Sofular’a uzanırdı ya. Hatta bir gün, bak
efendi dedim, sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek. İnan
cenazen kalacak ortada.
– Doğru öyle ya!
– Kimseye zahmetim olmasın, diye mezarını kendi kazdı bahçeye. Ama ben
üsteledim iş mezarla bitiyor mu dedim. Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?
– Peki o ne dedi?
– Önce uzun uzun güldü, sonra Allah büyüktür hatun dedi. Hem padişahın
işi ne?
NASUH'UN TÖVBESİ
NASUH'UN TÖVBESİ
Yıllar
Önce Nasuh adında bir adam vardı. Nasuh kadınlar hamamında
kesecilik eder böylece onlara kolaylıkla yaklaşır, dokunur, uygun olanları avlayarak
baştan çıkarırdı. Nasuh yıllarca tellâklık etti, kimse onun erkek
olduğunun farkına varmadı. Yüzü kadın
yüzü gibi tüysüzdü. Erkek hüviyetini bu yüzden rahatlıkla
gizlerdi. Çünkü sîması kadınsı, sesi
kadın sesi gibiydi. Pâdişahın
kızlarını bile hamamda keseler ovar, yıkardı. Bu konuda mahirdi ve aranan bir
elemandı. Çarşaf giyer peçe takardı
fakat şehveti azgın bir gençti.
Aradan zaman geçince
Nasuh bu işten pişman oldu, tövbe etti fakat, alışkanlığını bırakıp tövbesini
tutamadı. Bu defalarca böyle oldu. Bir
gün Nasuh bir Allah dostuna giderek:
"Bana
dua et," diye ricâda bulundu. Allah'ın o veli kulu ona dua
etti.
Nasuh
bir gün yine hamamda her zamanki işini yaparken pâdişahın kızının kıymetli bir
incisi kayboldu. Bütün kadınlar inciyi aramaya koyuldular.
Herkesin eşyâsını aramak
için önce hamamın kapısını kapadılar. Sonra
başladılar aramaya. Fakat inci bir türlü bulunamadı. Bunun üzerine daha sıkı bir arama başladı:
-İhtiyar, genç, herkes
anadan doğma soyunsun, her yeriniz aranacak! diye bağırdılar.
Nasuh
korkusundan bir kenara çekildi, yüzü sararmış
dudakları titriyordu. Ölüm korkusu her yanı sarmıştı, nihayet
foyası meydana çıkacaktı. Kendi kendine:
"Yarabbi,
dedi. Birçok defalar tövbe ettim fakat tövbemi
bir türlü tutamadım. Eğer beni bu belâdan, rezil rüsvây
olmaktan kurtarırsan, söz veriyorum bütün yaptıklarımdan tövbe etim" dedi.
Hamamdakiler
herkesi kontrol etmişti. Aranma sırası Nasuh'a yaklaşıyordu, kurtuluş
yoktu tam onu arayacaklardı ki ansızın:
-İnci
bulundu! diye bir ses geldi.
Artık
Nasuh'u aramaya gerek kalmamıştı. Böylece
Nasuh rezil olmaktan, ölümden kurtulmuştu. İnci bulunduğu için herkes
bayram ediyor seviniyordu. Bu sevinç
dalgası geçtikten sonra Nasuh'u çağırdılar:
-Ey
mahir tellâk gel, pâdişahın kızı seni çağırıyor gel onu kesele, yıka,
dediler.
Nasuh bunu redderek
hamamdan çıkıp gitti. Bir daha da tövbesini bozmadı. (Mesnevi, c. V, beyit: 2228 vd.)
6 Ocak 2019 Pazar
Nebe Suresi Fazileti
Nebe Suresi
Nebe Suresi Meali
1- Birbirlerine neyi
soruyorlar?
2- O büyük haberden (kıyametten) mi?
3- Ki onlar onda ayrılığa düşmektedirler.
4- Hayır, ilerde bilecekler.
5- Hayır hayır, ilerde bilecekler.
6- Biz yeryüzünü bir beşik yapmadık mı?
7- Dağları da birer kazık kılmadık mı?
8- Sizleri çift çift yarattık.
9- Uykunuzu bir dinlenme yaptık.
10- Geceyi bir örtü yaptık.
11- Gündüzü de bir geçim zamanı yaptık.
12- Üstünüze yedi sağlam bina (gök) çattık.
13- İçlerine ışık saçan bir kandil astık.
14- Yoğunlaşmış bulutlardan şarıl şarıl bir su indirdik.
15- Onunla taneler ve otlar çıkaralım diye.
16- Ve sarmaş dolaş bağlar bahçeler (çıkaralım diye).
17- Kuşkusuz o hüküm günü kararlaştırılmış bir vakit olmuştur.
18- O gün Sûr’a üflenir, bölük bölük gelirsiniz.
19- Gök de açılmış, kapı kapı olmuştur.
20- Dağlar yürütülmüş, serap olmuştur.
21- Kuşkusuz Cehennem gözetleme yeri olmuştur.
22- Azgınlar için son varılacak yer olmuştur.
23- Orada çağlarca kalacaklardır.
24- Orada ne bir serinlik tadacaklar, ne de içecek bir şey.
25- Ancak bir kaynar su ve irin (içecekler).
26- Bir ceza ki tam yaptıklarına uygun.
27- Çünkü onlar hiçbir hesap ummazlardı.
28- Âyetlerimizi yalanlaya yalanlaya tam bir yalancı olmuşlardı.
29- Biz ise herşeyi sayıp bir kitaba geçirmişiz.
30- (Onlara): “Şimdi tadın (cezanızı). Artık size azabınızı artırmaktan başka bir şey yapmayacağız” (denir).
31- Kuşkusuz takva sahipleri için bir kurtuluş var.
32- Bahçeler var, bağlar var.
33- Memeleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar var.
34- Dopdolu kadehler var.
35- Orada ne boş bir söz işitirler, ne de bir yalan.
36- (Bunlar) Rabbinden yeterli bir bağış olarak (verilir).
37- O, göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Rah-mân’dır. Hiç kimse ondan bir hitaba mâlik olamaz.
38- O gün Ruh ve melekler sıra sıra dururlar. Rahmân’ın izin verdikleri dışında hiç kimse konuşamaz. İzin verilen de doğruyu söyler.
39- İşte bu hak gündür. Artık dileyen Rabbine bir yol tutar.
40- Biz sizi yakın bir azap ile uyardık. O gün kişi ellerinin ne takdim ettiğine bakacak ve kâfir diyecek ki: “Ah ne olaydı, ben bir toprak olaydım.”
2- O büyük haberden (kıyametten) mi?
3- Ki onlar onda ayrılığa düşmektedirler.
4- Hayır, ilerde bilecekler.
5- Hayır hayır, ilerde bilecekler.
6- Biz yeryüzünü bir beşik yapmadık mı?
7- Dağları da birer kazık kılmadık mı?
8- Sizleri çift çift yarattık.
9- Uykunuzu bir dinlenme yaptık.
10- Geceyi bir örtü yaptık.
11- Gündüzü de bir geçim zamanı yaptık.
12- Üstünüze yedi sağlam bina (gök) çattık.
13- İçlerine ışık saçan bir kandil astık.
14- Yoğunlaşmış bulutlardan şarıl şarıl bir su indirdik.
15- Onunla taneler ve otlar çıkaralım diye.
16- Ve sarmaş dolaş bağlar bahçeler (çıkaralım diye).
17- Kuşkusuz o hüküm günü kararlaştırılmış bir vakit olmuştur.
18- O gün Sûr’a üflenir, bölük bölük gelirsiniz.
19- Gök de açılmış, kapı kapı olmuştur.
20- Dağlar yürütülmüş, serap olmuştur.
21- Kuşkusuz Cehennem gözetleme yeri olmuştur.
22- Azgınlar için son varılacak yer olmuştur.
23- Orada çağlarca kalacaklardır.
24- Orada ne bir serinlik tadacaklar, ne de içecek bir şey.
25- Ancak bir kaynar su ve irin (içecekler).
26- Bir ceza ki tam yaptıklarına uygun.
27- Çünkü onlar hiçbir hesap ummazlardı.
28- Âyetlerimizi yalanlaya yalanlaya tam bir yalancı olmuşlardı.
29- Biz ise herşeyi sayıp bir kitaba geçirmişiz.
30- (Onlara): “Şimdi tadın (cezanızı). Artık size azabınızı artırmaktan başka bir şey yapmayacağız” (denir).
31- Kuşkusuz takva sahipleri için bir kurtuluş var.
32- Bahçeler var, bağlar var.
33- Memeleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar var.
34- Dopdolu kadehler var.
35- Orada ne boş bir söz işitirler, ne de bir yalan.
36- (Bunlar) Rabbinden yeterli bir bağış olarak (verilir).
37- O, göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Rah-mân’dır. Hiç kimse ondan bir hitaba mâlik olamaz.
38- O gün Ruh ve melekler sıra sıra dururlar. Rahmân’ın izin verdikleri dışında hiç kimse konuşamaz. İzin verilen de doğruyu söyler.
39- İşte bu hak gündür. Artık dileyen Rabbine bir yol tutar.
40- Biz sizi yakın bir azap ile uyardık. O gün kişi ellerinin ne takdim ettiğine bakacak ve kâfir diyecek ki: “Ah ne olaydı, ben bir toprak olaydım.”
Nebe (Amme) Suresi’nin Fazilet ve Sırları
- Resulullah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Nebe Suresini öğreniniz ve
öğretiniz. Bu sureyi okuyan kimseye Allah’u Teala kıyamet gününde Kevser
şarabından içirir.”(1)
- Resulullah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “İkindi namazından sonra Nebe
suresini (vird olarak) okursa, Allah’u Teala o kimsenin
rızkını artırır (kazancına bereket ihsan eder), Ona dünya
dağları ağırlığınca iyilikler yazılır.
- İmanının
yok olmasında emin olur.
Kıyamet günü yüce Allah her bir kulunu nurlu kılar.
Dünyadan cennetteki makamını görmeden de çıkmaz.”(2)
- Kutbuddin
İzniki (Rahimehullah) buyurdu ki: “Nebe suresini güneş doğarken okuyan
kimse, bütün afetlerden emin olur. Onu sabahın herhangi bir saatinde
okuyan kimse için 70.000 melek istiğfarda bulunur.”
Rivayet Edildi ki:
- Nebe
suresini ikindiden sonra okuyan, dünya ve ahiret saadetine nail olur,
kiyamet azabını hafifletir.
- Bu
sureyi okuyan kişi, hırsız ve kötü insanların kötülüklerine karşı muhafaza
edilir.
- Nebe
suresini öğreniniz. Eğer bu surede bulunan faziletleri bilseydiniz, meşgul
olduğunuz işlerinizi bırakırdınız da, sadece bununla meşgul olurdunuz. Ve
bununla Allah’a (manen) yaklaşırdınız. Allah da şirk günahı dışında kalan
günahlarınızı affeder, bağışlardı.
- Amme
suresini öğrenin (ezberleyin). Kaf suresini, Necm Suresini, Buruc ve Tarık
surelerini de öğrenin. Eğer bu surelerde neler bulunduğunu bilseydiniz,
bütün meşgul olduğunuz işleri bırakırda yalnızca bunları öğrenmeye
çalışırdınız. Bu sureleri okuyarak Allah’a yaklaşırdınız (O’nun rızasını
kazanırdınız). Allah’u Teala’da, şirk hariç diğer günahlarınızı
bağıslardı.
- Her
sıkıntının yok olması için okunur.
- Bu
sure herhangi birşeyin üzerine okunur ve bir yere emanet edilirse, o şey
bi-iznillah çalınıp kaybolmaz.
Dipnot ve Kaynaklar
- Bursevi,
Ruhul-Beyan, 10/313; Gümüşhanevi, Ramuzul-Ehadis, 5462
- Ebûl-Leys
Semerkandî, Tefsirul-Kur’ân, 6/362
Nebe Sûresi´nin fazileti
Ankara’dan okuyucumuz: “Nebe Sûresini okumanın
fazileti nedir? İniş sebebi nedir? Gün içinde ne zamanlarda okunur?”
Nebe Sûresi, Kur’ân’ın 78. sûresidir. Mekke’de inen ilk
sûrelerdendir. Mekkeli müşrikler, Peygamber Efendimiz’in (asm) getirdiği
kıyamet, âhiret, mahşer, sorgu, sırat, Cennet ve Cehennem haberleri üzerine
inatla ve alaycı biçimde birbirlerine bu haberlerin gerçek olup olmadığını
sorup duruyorlardı. 77. Sûre olan Mürselât Sûresi “O günü yalanlayanların vay
haline? Onlar artık kıyamet günüyle ilgili olarak Kur’ân’dan sonra hangi söze
inanacaklar?” sorusuyla bitiyor ve hemen ardından Nebe Sûresi “Onlar neyi sorup
duruyorlar? Üzerinde ihtilâfa düştükleri o büyük haberi mi?” sorularıyla
başlayarak, inanmayanlara kıyamet, âhiret, diriliş vb. o gelecek günlerle
ilgili olarak, müşrikleri sarsıcı ve azaptan uyarıcı cevaplar veriyor.
Nebe Sûresi kıyamet haberleri ile dolu bir sûre. Kıyamet ve
sonrası ile ilgili haberler taşıdığından, ilk âyetinde geçen “Nebe” (önemli
haber) kelimesi sûreye isim olmuştur. Sûre gün içinde her dakika okuyup feyiz
alabileceğimiz bir sûredir. Sûrenin şemsiyesi sonsuza kadar açılır ve her
kendini okuyanı içine alır, her kendine sığınana şefaat eder. Bilhassa günlük
yorgunluklarımızın arttığı ikindi vaktinde, İkindi Namazını kıldıktan sonra
okumak sünnettir.
Sûrenin gelecek haberleriyle dolu bıçak gibi keskin âyetleri
şöyle devam ediyor:
“Evet; yakında bilecekler! Biz yeryüzünü bir döşek, dağları
birer kazık kılmadık mı? Sizi de çift çift yarattık! Uykunuzu bir dinlenme
vasıtası kıldık! Geceyi bir örtü yaptık. Gündüzü bir geçim zamanı kıldık!
Üzerinizde yedi sağlam semâ kurduk. Gökyüzüne parıl parıl parlayan bir kandil
astık. Yağışa hazır bulutlardan bol bol su indirdik. Onunla yerden daneler ve
bitkiler, sarmaş dolaş gür ağaçlı bahçeler çıkardık.”1
Sûrede buraya kadar dünya nimetleri hatırlatılıyor. Her bir
nimet, bundan faydalanan insanın zihnine çelik harflerle çakılıyor. Bu âyetleri
okuyan insan; “Evet doğru! Allah bütün bunları bizim için yarattı” diyor ve
teslim oluyor.
Sûre bundan sonra gelecek haberlerini ardı ardına sıralıyor.
İzleyelim:
“Şüphesiz o hüküm günü belirlenmiş bir vakittir. O gün Sur’a
üflenir. Siz de bölük bölük gelirsiniz. Gök açılır; kapı kapı olur. Dağlar
yerinden yürütülür; bir serap olur. Cehennem gözetler durur. Orası azgınların
varacağı yerdir. Sonsuz çağlar boyunca kalacaklar. Kaynar suyla irinden başka
orada ne bir serinlik tadacaklar, ne de bir içecek. İşte yaptıklarına uygun bir
ceza!”2
Müşriklerin bu kadar ağır cezayı ne yaparak hak ettiklerini
insan ürpererek merak ediyor. İşte Kur’ân iki âyetle buna cevap veriyor:
“Onlar hesaba çekilmeyi ummuyorlardı. Âyetlerimizi
yalanlayıp duruyorlardı.”3
Demek hesaba çekilmeyi ummadan yaşamak ve Allah’ın
âyetlerini yalanlamak böylesine korkunç bir cürüm! Peki, bunu kim biliyor ki?
Müşrikler zannediyor ki, yaptıklarımız, yalanladıklarımız, inkârlarımız
yanımızda kâr kalıyor. Unutulup gidiyor! Bunun bir defteri, kaydı kuydu
tutulmuyor. Onlar öyle zannetsinler. Cenâb-ı Allah diyor ki:
“Biz her şeyi tek tek kaydettik.”4
“Peki, af yok mu?” dediğinizi duyar gibiyim.
Onlar af istememişler ki! Onlar Allah’a sığınmamışlar ki.
Onlar hesaba çekileceklerine inanmadan yaşamışlar. Onlar inkârdan ve
yalanlamaktan hiçbir şekilde vazgeçmemişler ki. Onlar Allah’ın âyetlerini
küstahlıkla ve kibirle sorgulamaktan, insanların aklını karıştırmaktan,
Allah’ın hak elçisine işkence yapmaktan geri durmamışlar ki. İşte Cenâ-b-ı
Allah bu yüzden bu azap bahsini şu sarsıcı ifadelerle bitiriyor: “Şimdi tadın
azabınızı! Sizin için azaptan başka bir şey arttıracak değiliz.”5
Nebe Sûresi bu âyetten sonra Cennet haberlerine geçerek,
azap haberlerinden içi daralan inananların içine su serpiyor. Şefkatli
cümleleriyle Cenneti bütün güzellikleriyle tasvir ediyor. Cennet cümlelerinin
ardından:
“İşte hak olan gün budur. Artık dileyen, Rabbine giden bir
yol tutsun kendine”6 âyeti son önemli uyarısını yapıyor. Nihayet, insan olduğu
halde, bu haberlere kulak vermediği için sorumluluklarını yerine getirmemiş
olarak Allah’ın huzuruna çıkmaktan utanan kâfirin, o gün, “Keşke toprak
olsaydım!”7 diyerek derin ve dönüşsüz bir pişmanlık içine gireceğini bildirerek
sûre sona eriyor.
Mülk Suresi Fazileti
Mülk Suresi
Mülk Suresi
Meali
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
1. Hükümranlık
elinde olan Allah, yücedir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
2. O,
hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır.
O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.
3. O,
yedi göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahmân'ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk
göremezsin. Bir kere daha bak! Hiçbir çatlak (ve düzensizlik) görüyor musun?
4. Sonra
tekrar tekrar bak; bakışların (aradığı çatlak ve düzensizliği bulamayıp) âciz
ve bitkin hâlde sana dönecektir.
5. Andolsun
biz, en yakın göğü kandillerle donattık. Onları şeytanlara atılan taşlar yaptık
ve (ahirette de) onlara alevli ateş azabını hazırladık.(1)
(1) Yıldızların şeytanlara atılan
taşlar yapılması ile, ya mahiyetini yalnızca Allah'ın bildiği bir şekilde
şeytanların taşlanması kastedilmekte; ya da, insanlardan şeytanî özellikler
taşıyan ve yıldızlara bakıp gaybden haber veriyormuş gibi insanları birtakım
yalanlarla, saçma-sapan şeylerle kandırmaya çalışan falcıların ve kâhinlerin
hiçbir bilgiye dayanmayan atıp tutmalarına işaret edilmektedir. Ayrıca bakınız:
Hicr sûresi, âyet,15-18; Sâffât sûresi, âyet, 6-10
6. Rablerini
inkâr edenler için cehennem azabı vardır. Ne kötü varılacak yerdir orası!
7. Oraya
atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı korkunç uğultuyu işitirler.
8. Neredeyse
cehennem öfkeden çatlayacaktır! Oraya her bir topluluk atıldıkça oranın
bekçileri onlara, "Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?" diye sorarlar.
9. Onlar
da şöyle derler: "Evet, bize bir uyarıcı gelmişti. Fakat biz onu
yalanlamış ve 'Allah hiçbir şey indirmemiştir. Siz ancak büyük bir sapıklık
içindesiniz' demiştik."
10. Yine
şöyle derler: "Eğer kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şu
alevli ateştekilerden olmazdık."
11. İşte
böylece günahlarını itiraf ederler. Artık alevli ateştekiler Allah'ın
rahmetinden uzak olsun!
12. Görmedikleri
hâlde Rablerinden korkanlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.
13. Sözünüzü
gizleyin, yahut onu açığa vurun; (fark etmez). Şüphesiz Allah, sinelerin özünü
(kalplerde olanı) hakkıyla bilir.
14. Yaratan
bilmez mi? O, en gizli şeyleri bilir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır.
15. O,
yeryüzünü sizin ayaklarınızın altına serendir. Haydi onun üzerinde yürüyün ve
Allah'ın rızkından yiyin. Dönüş ancak O'nadır.
16. Göktekinin
sizi yere geçirivermeyeceğinden emin mi oldunuz? (O zaman) bir de bakarsınız
yeryüzü şiddetle çalkalanıyor.
17. Yahut
göktekinin, üzerinize taş yağdıran rüzgâr göndermeyeceğinden mi emin oldunuz? O
zaman, uyarım nasılmış bileceksiniz!
18. Andolsun,
onlardan öncekiler de yalanlamıştı. Beni inkâr etmenin sonucu nasıl oldu!?
19. Üstlerinde
kanat çırparak uçan kuşlara bakmazlar mı? Onları (havada) ancak Rahmân tutuyor.
Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla görendir.
20. Yahut
Rahmân'dan başka size yardım edecek şu ordunuz (taraftarlarınız) kimlerdir?
İnkârcılar ancak bir aldanış içindedirler.
21. Peki,
Allah rızkını keserse, kimdir size rızık verecek olan? Hayır, onlar azgınlık ve
nefretle direnip durdular.
22. Şimdi,
yüzüstü kapanarak düşe kalka yürüyen mi daha doğru gider, yoksa dosdoğru bir
yolda dimdik yürüyen mi?
23. De ki:
"O, sizi yaratan ve size kulaklar, gözler ve kalpler verendir. Ne kadar da
az şükrediyorsunuz!"
24. De ki:
"O, sizi yeryüzünde yaratıp çoğaltandır. Ancak O'nun huzurunda
toplanacaksınız."
25. "Eğer
doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?" diyorlar.
26. De ki:
"O bilgi, ancak Allah katındadır. Ben ise sadece apaçık bir
uyarıcıyım."
27. Onu
(azabı) yakından gördükleri zaman inkâr edenlerin yüzleri kötüleşir ve onlara,
"İşte bu, (alaylı bir biçimde) isteyip durduğunuz şeydir" denir.
28. De ki:
"Söyleyin bakalım: Diyelim ki Allah beni ve beraberimdekileri helâk etti,
yahut bize acıdı. Peki, ya inkârcıları elem dolu bir azaptan kim
koruyacak?"
29. De ki:
"O, Rahmân'dır. O'na iman ettik, yalnızca O'na tevekkül ettik. Siz, kimin
apaçık bir sapıklık içinde olduğunu yakında öğreneceksiniz!"
30. De ki:
"Söyleyin bakalım: Suyunuz çekiliverse, size kim temiz bir akar su
getirir?
Tebareke (Mülk)
Suresinin Fazilet ve Sırları
·
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Kuran-ı Kerim’de otuz ayetlik bir sure vardır. Sahibine (onu
ezberleyip okuyana kıyamet gününde) bağışlanıncaya kadar şefaat
eder. Bu sure, Mülk suresidir."(1)
·
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Kuran-ı Kerim’de otuz ayetlik bir sure vardır. Her kim o sureyi
uyuyacağı zaman okursa, o kişiye otuz sevap yazılır, otuz günahı silinir, otuz
derece yükseltilir. Allah’u Teala o kişiye bir melek yollar. O melek o kişinin
üzerine kanadını gererek, uyanıncaya kadar onu herşeyden korur. O sure, kabirde
kendisini okuyan o kişi(ye azap olunmaması) içinmücadele verir. İşte o sure Mülk (Tebareke) Suresidir."(2)
·
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Her kim Secde Suresi ile Mülk Suresini okursa, ona yetmiş iyi lik
yazılır, ondan bu sebeple yetmiş kötülük düşürülür ve o, bundan dolayı yetmiş
derece yükseltilir."(3)
·
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Tebareke Suresinin (Mülk Suresinin) her müslümanın kalbinde olmasını (onu
ezberlemesini) arzu ederdim."(4)
·
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Her kim yatsıdan sonra Mülk ve Secde Surelerini okursa, bu iki
sureyi Kadir gecesinde okumuş gibi sevap almış olur."(5)
·
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Her kim Secde ve Mülk surelerini geceleri okursa, o kimse çok
sevap kazanmış ve çok iyi ve güzel bir iş yapmış olur."(6)
·
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Her kim her gece Mülk suresini okursa, Allah’u Teala, bu sureyi
okuması sebebiyle o kişiyi kabir azabından kurtarır."(7)
·
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Tebareke Suresi, sahibini kurtarmak için kabirde mücadele ederek,
insanı kabir azabından kurtarır."(8)
·
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Kuran’da sadece otuz ayetten ibaret bir sure vardır ki okuyanını
Cennete girdirinceye kadar savunur. O sure, Tebareke Suresidir."(9)
·
Abdullah ibni Abbas (Radıyallahü Anhüma) buyurdu ki: "Resulullah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ashabından bir zat, bir kabrin üzerine çadır
kurmuştu. Fakat bu zat, oranın kabir olduğunu bilmiyordu. Bir de bakar ki,
kabrin içinde bir kişi Möülk suresini okuyor. ve sonuna kadar da okudu bitirdi.
bunun üzerine çadır sahibi o zat, Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e
gelerek:
-"Ey Allah2ın
Resulü! Ben çadırımı bir kabir üzerine kurmuşum. Fakat oranın kabir olduğunu
bilmiyordum. Baktım ki, orada bir insan, Mülk suresini okuyor ve sonuna kadar
da okudu (ve başından geçenleri anlattı)." Bunun üzerine Resulullah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
-"O sure, (azaba) engel olucudur ve (azaptan) kurtarıcıdır. Kendisini okuyan kimseyikabir azabından
kurtarır."(10)
·
Büyük alim âlusi hazretleri der ki: "Bu surenin fazileti hakkında
zikredilen haberlerden dolayı söz konusu surenin her gece okunmasının
mendubolduğu söylenmiştir. Ben de temyiz yaşından beri bu sureyi okumaya devam
ediyorum. Beni buna muvaffak kılan Allah’a hamd eder, bundan böyle de yardım ve
kabulünü dilerim."
·
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Cenaze kabre konulduğunda azap melekleri ölünün ayak tarafından
gelmek istediklerinde, ayaklar: ‘Buradan gelemezsiniz. Öünkü sahibim üzerimde
Mülk Suresinin okurdu’ der. Bu defa melekler baş tarafından gelmek isterler.
bunun üzerine baş: ‘ Buradan gelmezsiniz. Çünkü sahibim Mülk suresini okurdu’
der. Bu defa melekler göğüs tarafından gelmek isterler. Bunun üzerine göğüs:
"buradan gelemezsiniz. Çünkü Sahibim Mülk suresini okuyup ezberlemiş,
bende (göğsünde, kalbinde)toplamıştır’der (ve
o meleklere mani ve engel olur).Bu nedenle bu sureye, kabir
azabına mani olup engellediği için el-Mâni’a adı verilmiştir. geceleri Mülk
suresini okuyanlar, büyük servete kavuşurlar. Ve güzel amel işlemiş olurlar."(11)
·
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Secde ve Tebareke (Mülk)
surelerini okumadıkça uyumazdı.(12)
Bunu mukim iken de,
yolculukta olduğu sıralarda da bırakmadıkları nakledilir. Resulullah’ın bu
sünnetinden hareketle müslümanlar da hem bu surenin hemde sünnete uymanın
bereketini umarak her gece Mülk suresini okumayı güzel bir adet edinmişlerdir.
bunun mendup sayılan davranışlardan biri olduğu kabul edilir.
·
Abdullah ibni Abbas (Radıyallahü Anhüma) bir kişiye:
-"Sana kendisiyle
sevineceğin bir hadisi şerif söyleyeyimmi?" buyurduğunda, o kişi:
-"Olur, ey Abbas’ın oğlu! Allah Senden razı olsun"
demiş. Abdullah ibni Abbas (Radıyallahü Anhüma):
-"Mülk suresini oku, onu ezberle, eşine ve bütün çoluk çocuğuna ve komşularına da onu öğret! Çünkü bu sure, münciye’dir (kurarıcıdır), Mücadile’dir. (kendisini okuyan kişiyi Allah katında savunur). Eğer kişi onu ezberlemişse, Allah’ü Teala onun kurtarılmasını ister. Allahü Teala, onun isteğini kabul eder. Bu vesile ile onu ezberleyen kişiyi kabir azabından kurtarır.(13)
-"Olur, ey Abbas’ın oğlu! Allah Senden razı olsun"
demiş. Abdullah ibni Abbas (Radıyallahü Anhüma):
-"Mülk suresini oku, onu ezberle, eşine ve bütün çoluk çocuğuna ve komşularına da onu öğret! Çünkü bu sure, münciye’dir (kurarıcıdır), Mücadile’dir. (kendisini okuyan kişiyi Allah katında savunur). Eğer kişi onu ezberlemişse, Allah’ü Teala onun kurtarılmasını ister. Allahü Teala, onun isteğini kabul eder. Bu vesile ile onu ezberleyen kişiyi kabir azabından kurtarır.(13)
·
Halid bin Ma’dan (Radıyallahü Anh) şöyle dedi: Şüphesiz Secde Suresi
kabirde, (hayattayken kendisini okumuş olan) arkadaşı için:
-"Allah’ım, eğer ben senin Kitab’ından değilsem beni ondan sil! diyerek mücadele eder. O, kuş gibi de olup kanadını onun üzerine gerer. Böylece ona şefaat edip onu kabir azabından korur." (bu haberin) benzeri Tebareke Suresi hakkında da vardır.(14)
-"Allah’ım, eğer ben senin Kitab’ından değilsem beni ondan sil! diyerek mücadele eder. O, kuş gibi de olup kanadını onun üzerine gerer. Böylece ona şefaat edip onu kabir azabından korur." (bu haberin) benzeri Tebareke Suresi hakkında da vardır.(14)
·
Muhammed Alkami (Kuddise Sirruh) buyurdu ki: "Her gece Tebareke ve
Secde Surelerini okuyanlara kabir suali olmaz."
Rivayet Edildi ki:
·
41 defa okuyan, her beladan kurtulur.
·
Kıyamet günü bir kul sırtında günahları olduğu halde diriltilir. bu kul
Allah’ın bir olduğuna inanır, Mülk suresinden başkasını okumazdı. Cehenneme
atılması emrolundu. Bu sırada onun göğsünden bir nur şimşek gibi parladı ve
şöyle dua etti: "Allah’ım! Ben senin Peygamberin Muhammed (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem)’in üzerine nazil olanım. Senin kulun beni okuyor ve şefaat
edileceğini umuyordu." Bunun üzerine Allah’u Teala o kulun cennete
girdirilmesini emretti. Bu, kurtarıcı Tebareke suresidir.
·
Her gece okumaya devam edenler, ölüm anındaki fitnelerden korunur ve umulur
ki şehadet getirerek ahirete göç eder.
·
Göz ağrısı çeken bir kişi, üç gün devamlı bu sureyi okumaya devam ederse,
bi-iznillah şifa olur.
Mülk Suresi Okumanın Fazileti ve Faydaları
Mülk süresinin fazileti ve sırları Kur’an’ın yeni
nazil oluyormuş gibi tazeliğini ve gençliğini gösteren delillerden biri de
Kur’an’ın atmış yedi suresi olan mülk suresi ve onun ayetleridir. Ayrıca Kur’an
tilâveti İslam’da faziletli amellerden biridir. Kur’an okumaktan maksat,
öncelikle onun emir ve nehiylerine uymaktır. Fakat sadece okumanın da sevabı ve
mükâfatı vardır. Kur’an kendisiyle amel edenlere ve inanarak ibadet kastıyla
okuyanlara kıyamet gününde şefaatçi olacaktır..
Mülk Suresinin Faziletleri, Bir sureyi veye ayetleri
okuyan kişilere manevi armağanlar verilir. Bu manevi armağanlara surelerin ve
ayetlerin faziletleri denir. Birçok surenin ve ayetlerin faziletleri, hadisi
şerifler ile ifade edilmiştir.
Her surenin bir çok özelliği vardır. Her bir ayet ve
sure Allah kelâmı olmakla beraber herbirinin ayrı ayrı özellikleri vardır.
Kur’ân, insanları yolların en doğrusuna götürür. Gerek
insanların kendileriyle olan münasebetlerinde, gerek insanların birbirleriyle
olan münasebetlerinde ve gerekse devletlerarası münasebetlerde Kur’ân, en ideal
ve mükemmel yolu gösterir.
Kur’ân-ı kerîmin altmış yedinci sûresi.
Mülk sûresi Mekke-i mükerremede nâzil oldu (indi). Otuz âyet-i kerîmedir. İlk âyet-i kerîmede geçen el-Mülk kelimesinden dolayı, sûreye, Sûret-ül-Mülk denilmiştir. Ayrıca Tebâreke, Münciye, Mâni’a, Vâkı’a adları ile de anılır. Sûrede; hayâtın ve ölüm ün yaratılış sebebi, âlemdeki kusursuz nizam, müşriklerin (Cenâb-ı Hakk’a ortak koşanların) âhiretteki acıklı durumu, Allahü teâlânın gizli-açık her şeye vâkıf olduğu anlatılmaktadır.
Mülk sûresi Mekke-i mükerremede nâzil oldu (indi). Otuz âyet-i kerîmedir. İlk âyet-i kerîmede geçen el-Mülk kelimesinden dolayı, sûreye, Sûret-ül-Mülk denilmiştir. Ayrıca Tebâreke, Münciye, Mâni’a, Vâkı’a adları ile de anılır. Sûrede; hayâtın ve ölüm ün yaratılış sebebi, âlemdeki kusursuz nizam, müşriklerin (Cenâb-ı Hakk’a ortak koşanların) âhiretteki acıklı durumu, Allahü teâlânın gizli-açık her şeye vâkıf olduğu anlatılmaktadır.
MÜLK SURESİ NEDEN İNDİRİLMİŞTİR?
Rivayete göre Mekke kâfirleri Rasulullah’a (s.a.) ve müminlere helak olsunlar diye beddua ederlerdi. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.
Rivayete göre Mekke kâfirleri Rasulullah’a (s.a.) ve müminlere helak olsunlar diye beddua ederlerdi. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.
MÜLK SÛRESİ’NİN FAZİLETİ VE YARARLARI
Mülk sûresi kötülüklerden engelleyici ve kurtarıcıdır. Kabir azâbından koruyucudur. (Hadîs-i şerîf-Tirmizî)
Mülk sûresi kötülüklerden engelleyici ve kurtarıcıdır. Kabir azâbından koruyucudur. (Hadîs-i şerîf-Tirmizî)
Her gece Mülk sûresini okuyanı Allahü teâlâ kabir
azâbından korur. (Hadîs-i şerîf-Nesâî)
Hadîs-i şeriflerde buyuruldu ki:
“Mülk sûresi kötülüklerden engelleyici ve
kurtarıcıdır. Kabir azabından kurtarır.”
“Mülk sûresini her gece okuyan kimseden Cenâb-ı Hakk
kabir azabını kaldırır.”
“Mülk sûresini okumadan yatma! Zira ölürsen kabirde
sana yoldaş olur. Her gece Mülk sûresini okuyan kimse, Kadr gecesini ihyâ etmiş
gibi sevâba nail olur.”
“Ben Mülk sûresinin, ümmetimden her insanın kalbinde
olmasını severim.”
“Kur’ân-ı Kerîm’den otuz ây etlik bir sûre, bir adama
şefaat etti ve neticede mağfiret oldu. O, Mülk sûresidir.”
Eshab-ı kiramdan bir kaçı, bir yere çadır kurmuşlardı.
Burada bir kabir bulunduğunu bilmiyorlardı. Çadırda mülk sûresinin okunduğu
işitildi.
Resûlullah efendimize bunu haber verdiklerinde:
“Bu sûre, insanı kabir azabmdan korur.” buyurdu.
Abdullah ibni Abbâs buyurdu ki:
“Mülk sûresini oku! Onu ezberle! Çoluk çocuğuna ve
komşularına da öğret. Zira bu sûre azabdan kurtarıcıdır.”
Okuyan kişiye Hakk Teâlâ indinde şefaatçidir. Eğer
kişi onu ezberlemişse, Allahtan onu cehennemden kurtarmasını ister. Allah, o
sayede kişiyi kabir azabmdan kurtarır.”
Muhammed bin Alkamî buyurdu ki:
“Her gece Tebarake (Mülk) sûresini okuyanlara kabir
suâli sorulmaz.”
Abdullah ibni Mes’ûd buyurdu ki:
“Birisi vefat edip kabre konduğunda, azab melekleri
ölünün başına gelir. Baş onlara der ki:
“Ona dokunmayız. Zira o bana, Mülk sûresini okurdu.”
Sonra karın tarafına varıp otururlar. O da der ki:
“Ona dokunmayınız. Zira o bende Mülk sûresini
ezberleyip hıfzetmiştin” |
Bu sebeple bu sûreye, “kabir azabını engelleyici”
anlamında “Mania” denilmiştir.”
Abdullah ibni Mes’ûd buyurdu ki:
“Kim her gece Mülk sûresini okursa, Allahü Teâlâ bu
sayede o kişiyi kabir azabından kurtarır.”
(Mülk sûresi, Kur’ârı-ı Kerîm’de 561-563 sayfalar
a-raşırıdadır.)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Beynimde cevabını arayan sorular ve ben yorgunum bu cevapsız suallerden. Kızgınım kendime anlamsız iç hesaplaşmalarım dan. Çünkü hep kendi...
-
Kafamda deli sorular! Erhan Ölçer Dünya bir imtihan meydanı... Bu meydanda güreş tutanlar, nefisle ve şeytanla gir...















