Niçin ben?
- +
Engelli
kardeşlerimizin ve benimde çokca kendimize sorduğumuz bir sorudur, niçin ben
sorusu... Bu soruya yanıt bulabilmesi için insanın öncelikle biz niçin
yaratıldık ve bu Dünyaya niçin geldik sorusunun cevabını adam akıllı bir analiz
etmesi lazım. İnsan düşünen ve akleden bir varlık olduğu için fazla değil biraz
tefekkür eder şu koskoca kainatın nasıl bir düzen içersinde işlediğini
gözlemleye bilirse hiç bir şeyin boşuna yaratılmadığını idrak eder. Koskoca
kainatta bu zerre mesabesindeki Dünyayı insanın emrine musahhar kılan Allah
(c.c) elbette o insanı da başı boş bırakacak değildir.
İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder. Kıyamet 36. Ayet. Haliyle
bir imtiha meydanı olan bu yalan Dünyada çeşitli veslilelerle imtihana tabi
tutulan insan oğlu bu neden benim başıma geldi deme gibi bir hatanın içine
düşmemeli.
Bakara suresi 155,156,157. ayetlerinde insanın musubetlerle sıkıntılarla yoklukla
imtihana tabi tutulacağı şöyle ifade ediliyor.
﴾155﴿ Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve
ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!
﴾156﴿ Onlar, başlarına bir musibet geldiğinde, "Doğrusu biz Allah’a aidiz ve
kuşkusuz O’na döneceğiz" derler.
﴾157﴿ İşte rablerinin lutufları ve rahmeti bunlar içindir ve işte doğru yola
ulaşmış olanlar da bunlardır
Neden ben sorusuna en güzel cevabı Bediüzzaman Said Nursi Hastalar Risalesi
Dördüncü devasında çok güzel izah ediyor.
Ey şekvâcı hasta!
Senin hakkın şekvâ değil, şükürdür, sabırdır. Çünkü senin vücudun ve âzâ ve
cihazatın, senin mülkün değildir. Sen onları yapmamışsın, başka tezgâhlardan
satın almamışsın. Demek başkasının mülküdür. Onların mâliki, mülkünde istediği
gibi tasarruf eder.
Yirmi Altıncı Sözde denildiği gibi,
meselâ gayet zengin, gayet mâhir bir san’atkâr, güzel san’atını, kıymettar
servetini göstermek için, miskin bir adama modellik vazifesini gördürmek
maksadıyla, bir ücrete mukabil, bir saatçik zamanda, murassâ ve gayet san’atlı
diktiği bir gömleği, bir hulleyi o fakire giydirir. Onun üstünde işler ve
vaziyetler verir. Harika envâ-ı san’atını göstermek için keser, değiştirir,
uzaltır, kısaltır. Acaba şu ücretli miskin adam, o zâta dese: “Bana zahmet veriyorsun,
eğilip kalkmakla verdiğin vaziyetten bana sıkıntı veriyorsun. Beni
güzelleştiren bu gömleği kesip kısaltmakla güzelliğimi bozuyorsun” demeye hak
kazanabilir mi? “Merhametsizlik, insafsızlık ettin” diyebilir mi?
İşte, aynen bu misal gibi, Sâni-i Zülcelâl sana, ey hasta, göz, kulak, akıl,
kalb gibi nuranî duygularla murassâ olarak giydirdiği cisim gömleğini, Esmâ-i
Hüsnâsının nakışlarını göstermek için, çok hâlât içinde seni çevirir ve çok
vaziyetlerde seni değiştirir. Sen açlıkla onun Rezzâk ismini tanıdığın gibi,
Şâfî ismini de hastalığınla bil. Elemler, musibetler bir kısım esmâsının
ahkâmını gösterdikleri için, onlarda hikmetten lem’alar ve rahmetten şuâlar ve
o şuâât içinde çok güzellikler bulunuyor. Eğer perde açılsa, tevahhuş ve nefret
ettiğin hastalık perdesi arkasında sevimli, güzel mânâları bulursun.
Selam ve dua ile.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder